viagra south africa kamagra oral jelly cialis south africa viagra for men cialis pills
Generic Cialis Uk Kamagra Oral Jelly Uk Generic Viagra Uk Viagra Online Uk Cialis Online Uk Cheap Kamagra Uk
KÖŞE YAZILARI
GELENEKSEL EGLENCELERIMIZ VE RAMAZAN

Sabah saat 04 :30 sularinda derinlerden gelen davul sesiyle Mübarek onbir ayin ne kadar  da çabuk geçtigini fark ettim(!). Evet Ramazan gelmis hos gelmis. Herkes kendi uzmanlik alanina göre Ramazanla ilgili bir seyler söyler elbette. Uzunca bir zamandir erteledigim, herkesin kullandigi bilindik bahaneyle ; Bir türlü firsat bulamadigim yaziyi bitirmeye karar verdim. Evet ramazan herkese yeni bir sey kazandiriyormus gerçekten, beni bile gaflet uykumdan uyandirdigina göre. 

Efendim ramazanlar Istanbul da gerçekten bir farkli ihya edilirmis. Islam inancinin bu kutsal ayi, dini vecibelerinin yaninda Istanbul da bambaska bir zaman dilimini de beraberinde getiriyordu. Istanbul nevi sahsina münhasirligi üzere farkli iki eglence hayatini birlikte yasiyordu. Eski tabirle A la turca ve A la franga. Ve ramazanlar bu iki ayrimin çok daha net olarak kendini gösterdigi zamanlardi. Neyse efendim Hulasa i kelam , lafin özü, ez cümle..Hak dostum Hak diye baslayalim söze.. 

Direkler arasi diye tabir edilen mekandayiz… Aslinda çok ta gerilere gitmedik. 19. Yüzyilin sonlari yirminci yüzyilin baslarindayiz. 1927 Lere kadar isiltisini hiç degilse ramazanlarda kaybetmemis o meshur direklerarasi .Tabi ki artik yeni nesil için hiçbir sey ifade etmiyor. Meshur deyince kaseti varmi diye soruyorlar ya hani. Neyse efendim uzatmayalim.
Fatih sehzadebasi mevkiinde bulunan ismiyle müsemma direklerin arasindaki o küçük dar caddeden bahsediyoruz. Nerede yahu diyeceksiniz ? dogrudur, su anda orada ne direk kalmis nede o günlerin anilarini yasatacak küçük bir emare. Burhan Arpad’in hatiratindan küçük bir tasvirle; 

Eskilerin Fevziye kiraathanesinin yerinde yükselen tek katli “Felek Sinemasi” nin giris yerinde müsteri kizistiran ziller, Sark ve Millet tiyatrolarinin kapi agizlarinda “Temasaperveran” (gösteri severler)’i çagiran boru ve davul sesleriyle, daracik caddeyi bir bayram yerine çeviren alli morlu kartelalar, Ferah Tiyatro’da Darül-bedayi-i Osmani (simdiki Sehir tiyatrolari) sanatkarlari Ertugrul Muhsin ve arkadaslari ve onlarin eserlerinin afisleri, Komik-i Sehir Hasan Efendi nin  heyet-i temsiliyesinin Sark Tiyatrosu, Nasit Bey’in heyeti Temsiliyesi’nin kalesi Millet tiyatrosu, Minagyan efendi’nin Osmanli dram kumpanyasi.. 

Önce bu tiyatrolarin yerini sinemalara birakmasindan ardindan da o direklerarasi tiyatro kültürünün 30’lardan itibaren tamamen yok olusundan bahsediyor Burhan Arpad.. 

Aslinda Direklerarasi bile Geleneksel Türk tiyatrosunun var olma ve modernlesme olgusu içinde kendini gelistirip degistirmek pahasina bile olsa hayatta kalabilme mücadelesinden baska bir sey degildi. Simdilerde maalesef o da kalmadi. 1950’lerde  artik direklerarasindan eser bile kalmadi. 

Peki nedir efendim bu geleneksel tiyatromuz dediginiz sey ? diye sormanizi beklemeden gelelim asil konumuza; 

Ramazanlarda artik yeni bir kültür olusa geliyor. Malum Istanbul büyük sehir bir çok ilçesi beldesi var ve her ramazan her belediye kendi gücü nisbetinde ramazanlarda sosyal etkinlikler yapmaya gayret ediyor. Ne kadar kültür ve sanatimiza hizmet ettigi ayri bir tartisma konusu olmakla beraber hiç degilse basit örnekleri olarak eski oyun sanatlarimizdan Ortaoyunu, Karagöz , Meddah ve Kukla gösterilerine programlarinda yer veriyorlar. Fakat temel mantik her daim “ aman efendim mümkün oldugunca küçük prodüksiyonlu az bütçeli, dostlar alis veriste görsün” deyiminden öteye geçmiyor. Dolayisiyla pek te gerçek formunu anlatmayan geçistirilmis birtakim örnekleri görüyoruz. Çogu insan geleneksel Turk tiyatrosu denilince pek te bir fikir sahibi olmamakla birlikte böyle bir gelenekten de haberdar degil maalesef. 

Geleneksel oyun sanatlarimizin en çok gündeme geldigi Ramazan ayinin vesilesiyle bir giris olmak baglaminda bu tarzin ana unsurlarina kisaca deginelim. Geleneksel Türk tiyatrosunu Ortaoyunu, Karagöz, Meddah ve Kukla olarak dört kisima ayirabiliriz. Kökeni milattan önce 1000 yillarinda Asya’ dan beri devam edegeldigi savi da dahil olmak üzere hakkinda çesitli görüslerin bulundugu bu tiyatro geleneginin kesin bir baslangiç tarihi bilinmemekle birlikte son formunu Anadolu’da kazandigi görüsüne sadik kalarak bir perde oyunu olan Karagöz ayni zamanda ortaoyunuyla kanavasi itibariyle birbirine benzerler. 

Her iki tür oyun seklinin de günümüze kadar gelmis yazili kaynaklara ve textlere sahip olmadan ve oyun içinde spontane gelisen ve temel konuya sadik kalarak devam eden konulariyla  bati formundan ayrilir ve kendi özgünlügünü kazanir. Ortaoyunu bilindik sekliyle bati tiyatrosuna en yakin geleneksel oyunumuzdur. Bati tiyatrosundan ayrilan en önemli ikinci özelligi ise Italyan tipi sahne üstünde degil de dört tarafi açik meydanlarda oynaniyor olmasidir.Tüm ortaoyunlari komiktir. Üslubu söz oyunlari ve yanlis anlasilmalara dayalidir. Temel tipleri Kavuklu ve Pisekardir. Kavuklu, oyunun komigi ve dinamosudur. Oyun dört bölümden olusur; Muhavere, Tekerleme – arzbar, Fasil ve Nihayet. Oyun kavuklunun pisekarla karsilasmasiyla baslar, kavuklunun anlattigi tek kisilik hikayeyle devam eder, fasil bölümünde oyuna yardimci tiplemeler girer ve nihayet kisminda oyun sona erdirilip yeni oyunun nerede ve ne zaman olacagi ilan edilir. Oyun ayni zamanda  canli müziklidir. Ilk halinde zurna ve nakkare den olusan müzik, sonralari ince saz heyeti haline gelmistir. Ud, kanun, keman, ritm ve klarnet alaturka formda müzikleri ve her tiplemenin kendi yöresine ait sarkilariyla oyunu destekler. Her tip oyuna kendi yöresinin sarkisini söyleyerek girer. 

Ortaoyunu ayni zamanda interaktiftir. Oyuncu ve seyirci birbirinden haberdardir ve oyuncu sadece oyundaki tipi taklit eder. Oymus gibi yapar. Pisekar oyun baslarken “Filanca oyunun taklidini aldim, çal da oyunumuz baslasin” diyerek bu oyunun sadece göstermeci bir anlatim oldugunu seyirciye söyler. Kendisi olmaktan uzaklasmaz. Oyuna giren her tip sadece tip adiyla anilir..laz, kürt, acem, zenne, arap çelebi vb. gibi. Oyunun süresi tamamen seyirci durumuna göre ayarlanabilir. Belirli bir süresi yoktur ve agir dekorlar içermez. Her sey sadece sahnede varmis gibi hayalen oynanir. Bu özelligiyle ortaoyunu birçok bati tiyatro formuna da isik tutmustur. Ortaoyununun son bir özelligini daha söyledikten sonra konuyu toparlamak istiyorum. Otaoyunu gününün sartlarinda güncel kiyafetleriyle güncel müzikleri ve konulariyla çagina göre degiserek ve geliserek kendi varligini devam ettirmistir. Modernlesme hareketiyle birlikte bati tiyatro formunun üst kültür gruplari tarafindan kabul görmeye baslamasiyla birlikte kendini bati formuna yakinlastirmaya çalisirken asil orjinalliginden zamanla uzaklasarak kadük kalmistir. Bugün halen bir müze tiyatrosuna sahip olmayisimiz bunun en belirgin göstergesidir. Peki bugün Türk tiyatrosu ne alemde? Bugün modern sayilan  Türk tiyatrosu gelecekte bizim geleneksel Tiyatromuz haline gelecek mutlaka..Iste Kültür denilen sey de bu olsa gerek..

Yasayan ve yasatilan… 

Hayirli ramazanlar efendim.


Mehmet USTA
10/17/2005

« Geridön