viagra south africa kamagra oral jelly cialis south africa viagra for men cialis pills
Generic Cialis Uk Kamagra Oral Jelly Uk Generic Viagra Uk Viagra Online Uk Cialis Online Uk Cheap Kamagra Uk
KÖŞE YAZILARI
HAYDI BUYRUN NALLIHAN'I GEZELIM.


TAPDUK EMRE DERGÂHI'NA
BACIM SULTAN'IN GÖNÜL BAHÇESINE
YUNUS'UN GÖNÜL SOFRASINA
HOS GELDINIZ, SAFA GELDINIZ

Nallihan'i gezdirmekle görevli arkadas, bizi Çayirhan beldesinde Yunus Emre'nin dörtlügü ile karsiladi. Bize Nallihan hakkinda kisa bilgiler aktardiktan sonra turumuza basladik.

“NALLIHAN topraklari; Tarih çaglari boyunca Hitit, Frig, Bithinia Kralligi, Pers, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde iskan edilmis, Müslüman Araplar'in Istanbul seferleri sirasinda iki defa da Araplar'in istilalarina maruz kalmistir. 1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra Türkler tarafindan fethedilmis, Haçli Seferleri sirasinda yeniden Bizanslilar'in eline geçmistir. Daha sonra yeniden Türk hâkimiyetine giren bu topraklar önce Danismentliler'in, daha sonra da Anadolu Selçuklulari'nin idaresinde bulunmus, Anadolu Selçuklulari'nin 1308'de yikilmasindan sonra da Candarogullari Beyligi sinirlari içinde kalmistir. Orhan Bey zamaninda da Osmanli Beyligi topraklarina katilmistir. Ilçe merkezi Nallihan, 1595'de Vezir Nasuh Pasa'nin burada bir han yaptirmasiyla tesekkül etmis olup, adini da bu handan aldigini ögrendik.

Çayirhan ipek yolu üzerinde 1594-1595 arasinda han, hamam ve caminin yapildigi beldelerden. Fakat bu kalintilar, Sariyar Hasan Polatkan Baraji yapildiktan sonra suyun altinda kalmis, bu yüzden bunlari göremiyoruz.

Çayirhan' a gelince “Gül Sehri” tarafina gitmek lazim. Bu bölge Roma döneminden kalma kaya oygu mezarlarinin oldugu yer. Sit alani olarak ilan edilmis, 2009 yilinda baslayan arkeolojik kazi çalismalari ile gün yüzüne çikartilan mezarlarla, bu alanin bugün baraj gölü altinda kalmis ( Sarilar Köyü) olan antik Juliopolis kentinin Roma dönemine ait nekropol (mezarlik) alani oldugu ispat edilmistir. Bu alanin bugüne kadar tespit edilmis Iç Anadolu bölgesindeki en büyük Roma Dönemi nekropol alani oldugu söylendi. Daha sonra iskeleye gelip, teknemize binmek için hareket ediyoruz.

Tekne ile Sariyar Hasan Polatkan Baraji'nda geziye basladik. Barajin tekne ile gezilmesi 7,5 saat sürüyormus, ama biz sadece 1 saat gezebilecektik. Ilk önce eski Çayirhan bölgesine gidiyoruz. Görkemli jeolojik yapilari görüyoruz. Hele birde bu yapilarin suya yansimalari insani büyülüyor. Bu arada farkli kus türleri kayalarda, gölün kenarinda duruyor. Onlari seyrederek gidiyoruz. Daha sonra dönüp, kaya mezarlarinin oldugu bir bölgeye geliyoruz. Sadece sular alçaldiginda kaya mezarlarinin gözüktügünü söylüyorlar. Kaya mezarlarinin yaninda bir ev dikkatimizi çekiyor. Ev ilginç bir baraka seklinde, her yedigi ve içtigi kaplari dekor olarak kullanmis. Sorduk burada kim yasiyor? Muharrem isminde postaneden emekli bir amca yasiyormus. Evi 20 yil önce kendisi yapmis, bir de kayigi varmis ve ihtiyacini Çayirhan'dan bu kayigi ile alip gelirmis. Tekne gezimizden sonra eski Çayirhan bölgesine hareket etmek için arabamiza biniyoruz.

 Eski Çayirhan bölgesinde rengârenk jeolojik olusumlarin, farkli sekillerin izlenilmesi ve kuslarin gözlenmesi insanlari büyülüyor. Bu bölge magaralar konusunda da zengin. 2 adet eski fosil magara oldugu söylendi. Bu magaralardan bir tanesinin 3 saatte ancak dolasilabildigi, 3 adet büyük salonun oldugu, salon yüksekliklerinin bes apartman katindan daha yüksek oldugu söylendi. Fakat sarkiklarin düsmesi risk olusturdugundan bu magaralar turizme açilamamis. Buradan kus cennetinin oldugu yere hareket ediyoruz.

 Kus Cenneti ; 179 kus türünün barindigi, sulak alan bakimindan çok önemli bir bölge. Milyarlarca yil önce iç deniz olan kus cenneti bölgesinin, suyun çekilmesi ile, dogal erozyona maruz kalmasi sonucu renk cümbüsü olusmus. Gün dogumu ve gün batiminin yarattigi renk farkliliklari yagmur yagdiginda farkli renkler alarak görülmeye deger ender bir manzara olusturuyor. Kus cennetinin karsisindaki tepeye çikildiginda; baraj, kus cenneti ve jeolojik olusumlarin ayni anda üsten seyredilmesi bir baska keyif veriyor. Kus cenneti ve jeolojik olusumlarin her yerini gezebilmek için 3 güne ihtiyacimiz oldugunu ögrendik. Herhalde fotografçilarin uzun süre çalisabilecekleri bir alan. Yeniden Çayirhan'a dogru hareket ediyoruz.

 Çayirhan beldesinin her yerine gül dikilmesi dikkatimizi çekiyor. Nedenini soruyoruz. Firigliler döneminden kalma yerin adi Gülsehri oldugundan Çayirhan'in her yerine gül dikilmis.

 Çayirhan beldesindeki “Kültür Evi”nde beldeye özgü el sanatlarini görmek de mümkündür. Çayirhan'in bir özelligi de termik santral ve kömür ocaklarindan dolayi çok fazla göç alan bir beldedir. Bundan dolayi nüfusun %70 i Karadenizli'dir. Kültürü de degisime ugramistir.

Çayirhan'dan Sariyar beldesi yol ayrimina dogru geldiginizde Iç Anadolu'nun bozkirindan Bati Karadeniz yesiline geçisi görürsünüz, burasi bu farki net olarak gördügünüz noktalardandir. Nallihan yolundan Sariyar'a ayrilan yol görülmeye deger bir noktadir. Yola döndügünüzde sagli sollu dikilen agaçlar ve ender göreceginiz kirmizi toprak sizi etkileyecektir.

 Sariyar'a dogru gittiginizde ( Bu yol ayni zamanda Eskisehir Mihaliççik yoludur.) ilk önce Emrem Sultan Köyü'nden geçersiniz. Bu köyde durmamiz gerekir, çünkü Tapduk  Emre  Türbesi  bu köydedir.

Tapduk Emre: Selçuklular devrinde Türkistan tarafindan gelerek Emrem Sultan Köyü'nün bulundugu yere yerlesip burada yasamis ve burada ölmüs ulu bir kisidir. Tapduk Emre: Yunus Emre'nin seyhi olan Türk mutasavvifi...Haci Bektas velayetnamesi Onu da Bayrak Baba, Sari Saltik gibi Haci Bektas halifesi olarak göstermis. Yunus Emre'nin Tapduk Emre'nin kapisina gelisi: ”Yunus Sivrihisar'in kuzey tarafindaki Sariköy'de yasamaktadir. Anadolu'da kitlik yasanan bir yilda Yunus, bugday istemek için ambarlari dolu olan Haci Bektas'a gider. Giderken bos gitmemek için dagdan bir çuval aliç toplayip götürür. Haci Bektas gelenin ari gönüllü biri oldugunu anlayinca, dilersen bugday yerine nefes vereyim der. Yunus, nefesi bilmediginden ille de bugday diye tutturur. Bugdayi alip oradan ayrilir. Biraz gittikten sonra nefesi niye almadim diye pismanlik duyar ve geri döner. Amma is isten geçmistir. Haci Bektas biz o nefesi (nasibi)Emre'ye verdik, gitsin ondan alsin der. Bunun üzerine Tapduk Emre'nin kapisina gelen Yunus'a, Tapduk- hizmet et, nasibini al der. Kabul eden Yunus yillarca (40 yil) seyhine odun tasir. Yunus'un getirdigi odunlar içinde hiç egri ve yas odun olmamasi Tapduk'un gözünden kaçmaz. Bir gün sorar:

-Acaba ormanda hiç egri odun yok mu? diye.

Yunus;-var olmaya var da, senin dergâhindan içeri odunun bile egrisi giremez efendim- der. Yunus'un hocasi için yazdigi dörtlükler türbenin girisinde sizi karsilar.

TAPDUK'UN TAPUSUNDA
KUL OLDUK KAPUSUNDA
YUNUS MISKIN ÇIG IDÜK
PISDÜK ELHAMDÜLILLAH

Tapduk Emre Türbesi'nden çiktiktan sonra, bir levha görürsünüz, Caferi Sadik Türbesi'ne gider, diye. Oradan  Tapduk Emre'nin müritlerinden Caferi Sadik Türbesi'ni ziyaret etmeden gitmek olmaz.

Emrem Sultan Köyü'nden Sariyar'a dogru giderken bir kayanin ikiye ayirdigi yoldan geçeriz. Yolun saginda ve solunda magaralar vardir. Bu magaralarda Kurtulus Savasi döneminde cephaneler saklanirmis.

Magaralari geçtikten sonra sizi Sariyar Hasan Polatkan Baraji'ndan çikan suyun olusturdugu Sakarya irmagi yatagindaki nefis manzara karsilar. Sariyar Hasan Polatkan Baraji'na gitmek için hidroelektrik santrali'nin oldugu yerden baraja giden yola dogru dönüyoruz. Biraz yukarilara dogru çiktigimizda Sariyar beldesini üstten görme imkani buluyoruz. Yolda ilerlerken sari toprak katmanlarini görünce, Sariyar ismini buradan mi aldi, diye sormadan da edemiyoruz. Sari toprak katmanlarini dik olan yerlerde net olarak görebiliyoruz. Dik olan yerlere yar derler. Sari ile yari birlestirdigimizde Sariyar isminin buradan geldigini ögreniyoruz. Baraja gelmeden önce barajin gövdesini görüyoruz. Daha sonra barajin gövdesine dönmeden baraja hâkim bir noktaya çikiyoruz. Burasi Adnan Menderes Seyir Köskü. Bu noktadan barajin gövdesini ve baraj havzasini nefis bir sekilde izleyebilirsiniz. Baraj gövdesine baktiginizda o günkü teknoloji ile 1953 yilinda baslayip 1956 yilinda o gövdenin yapildigina inanamiyorsunuz. Adnan Menderes Seyir Köskü denilmesinin nedeni; rahmetli Adnan Menderes baraj yapildiginda bu noktadan isçileri seyredermis. Bu barajin Türkiye'nin ilk hidroelektrik baraji oldugunu da belirtmek lazim. Daha sonra barajin gövdesine gelip, gövdesinin üzerinde yürüyerek karsi tarafa geçip, arabalarimiza biniyoruz.

 Barajdan sonra “Yaban Koyunlari Üretim Merkezi”ne dogru hareket ediyoruz. Eger uygun zaman ise nesli tükenmek üzere olan yaban koyunlarini rahatsiz etmeden seyretmeye çalisiyoruz.

Yaban koyunlarindan sonra, Kayikbasi denilen güzel bir noktaya ugruyoruz. Burada balikçi teknelerini ve barajin güzel seyir noktalarini görmek mümkün oluyor.

 Kayikbasi'ndan sonra Sariyar beldesinin meydanina gelip, kahvelerden çay içip halkla sohbet etmeden gitmek de olmaz.

 Sariyar'dan ayrilip, geldigimiz yolu izleyip tekrar Nallihan yoluna dönüyoruz.

 Sariyar'dan, Nallihan'a gelirken yeni yolu degil eski Nallihan yolunu tercih ediyoruz. Bu yol “Dokuz Dolanbaç” denilen bir yol. Nallihan'i üstten seyrederek dokuz dolanbaçtan dönerek Nallihan merkeze geliyoruz.

Nallihan'i 1890 yilinda yapilmis belediye binasini gezmekle basliyoruz. Bu bina bir dönem okul olarak kullaniliyormus, daha sonra kendi kaderine birakilmis. Yikilmak üzere iken belediye, bu binayi alip, onarimini yaptiktan sonra hizmet binasi olarak kullaniyor.

 Belediye binasindan çikinca hemen karsimizda nefis bir tas bina görüyoruz. Bu bina 1945 yilinda Halk Evi üyeleri tarafindan yapilan bir bina. Bir dönem okul olarak kullanildiktan sonra kendi kaderine terk edilen bir baska mekân. Bu mekâni belediye alarak kültür merkezi yapmis. Kültür merkezinin içinde çok amaçli güzel bir salon, fuaye alani ve bu alanda eskiden günümüze gelen igne oyalari müzesi, 10 odali ve 23 yatak kapasiteli güzel bir konaklama yeri var ve buralari “Nallihan Fotograf Sergisi” esliginde geziyoruz. Karsi binanin alt katlarini bos görünce burayi ne yapacaksiniz, diye sorduk. Meger orayla ve bahçeyle ilgili planlar varmis. Bos olan odalari Halk Bilimleri Müzesi ve bahçeyi de Tarim Aletleri Müzesi ve Nallihan'da çikan arkeolojik malzemelerin sergilendigi bir alan yapacaklarmis.

 Eski Halk Evi'nden çiktiktan sonra IL-ÇE Vakfi'nin onardigi, müze ve kütüphane haline getirdigi bir baska tarihi eve ugruyoruz. Üst katta orada yasayan kisilerin kullandiklari malzemelerden ve fotograflardan olusan küçük bir müzeyi, orta katta kütüphaneyi ve alt katta ise bilgisayarlarin oldugu bir mekâni görüyoruz.

 IL-ÇE Vakfi'ndan sonra el sanatlarinin sergilendigi, “El Sanatlari Teshir Evi”ne geliyoruz. Burada Nallihan'in geleneksel ile yeni tasarim igne oyalari takilar bir arada sergileniyor. Bu takilarin hepsinin birer öyküsünün oldugunu ögreniyoruz. Bir baska sey daha ögreniyoruz; Bu kültür yasatilirken 378 kadin çalisarak ev ekonomisine katkida bulunuyor.  Halk Egitim Merkezi Müdürlügünün yaptirdigi bez dokumalari, halilari, kilimleri, igne oyalarini burada görüyoruz. Halk Egitim Merkezi Müdürlügünün el sanatlarinin yasatilmasi için düzenli kurs açtigini da ögreniyoruz.  El Sanatlari Teshir Evi'nde göze çarpan baska bir ürün de, çivi kullanilmadan yapilan büyüklü küçüklü su fiçilari oluyor.

El Sanatlari Teshir Evinden sonra, Kocahan'a gidiyoruz. Kocahan ipek yolu üzerinde bir mekan oldugundan, Nasuhpasa Halep'ten dönerken 1594-1595 yillari arasinda Nallihan sinirlari içinde Çayirhan, Nallihan ve Uluhan'da; “han,hamam ve cami” yaptirir. Kocahan da bunlardan birisi. 3000 metre karelik alanda yapilan ve 46 odasi olan tarihi bir hani ziyaret ediyoruz. Han'da el sanatlari, Yöresel ürünler, sifali bitkiler ve hediyelik esyalarin satildigi bir çok   dükkan görüyoruz. 

Rivayete   göre   Halk  Kahramani Köroglu buradan  geçerken  gece   handa   konaklar,  ertesi  gün  giderken hanin bahçe kisminda atinin nali düser. Nal, hanci tarafindan  alinarak hanin kapisina   asilir.  Nallihan  adini buradan  aldigi   söylenir.

Kocahan'dan sonra  Nasuhpasa Camii'ne gidiyoruz. Caminin 1595 yilindan bu zamana kadar dimdik ayakta oldugunu görüyoruz. Ögreniyoruz ki 1911 yilinda yol insaatinda çalisan bir Fransiz mühendis yikilmak üzere olan Nasuhpasa Camii'ni yeniden aslina uygun olarak yaptirmis.

Nallihan'i 4 km geçtikten sonra Doga Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlügü'ne bagli “Hosebe Mesire Yeri”nin levhasini görüyoruz. Buraya ugramadan gitmek olmaz, Hosebe'ye ugruyoruz ve çok görkemli ardiç agaçlari ile karsilasiyoruz. Birçogu anit agaçlardan olusuyor ve öyle heybetli duruyorlar ki insan kendini onlara bakmaktan alamiyor. Agaçlara bakarak "Hosebe" diye bu bölgede yasayan ve herkes tarafindan sevilen yasli bir ninenin mezarina geliyoruz. Hosebe'nin mezarinin bahçesinin içinde halkin sakiz olarak adlandirdigi görkemli bir menengiç agaci karsimizda duruyor.

 Hosebe Mesire Yeri'nden çikip yürüyerek Akdere Köyü'ne geçiyoruz. Köye girince sasirdik. Köy, eski dokusunu büyük ölçüde korumus. Kaymakamlik gayretleri ile evlerinin %40'nin onarildigi sirin bir köy haline gelmis. Arkadasimiz, “Geri kalanlari da onarilacak.” diye bilgi aktarmayi ihmal etmedi. Köyün içinde yürürken arkadas bizi köyün eski okulunun oldugu yere götürdü. Okul, otantik olarak dösenmis, yöresel yemeklerin yapildigi sirin bir mekân  haline  getirilmis.

Nallihan'dan ayrilarak Eskisehir güzergâhindaki gezilecek yerlere dogru yola çikiyoruz.

Yolda “Yaban Hayatini Gelistirme Sahasi” diye levha görüyoruz. gösterisli kizilçam, mese, ardiç agaçlari ve ismini sayamayacagim birçok otsu ve odunsu bitkilerin olusturdugu ormanlarin arasindan  Tekke Köyü'ne  gidiyoruz.

Tekke Köyü Tapduk Emre'nin kizi Bacim Sultan'in türbesinin oldugu yer. Köye girerken ahsaptan yapilmis bindirme samanliklarin arasindan, yariya kadar tas, yaridan sonra toprak, kerpiç ve ahsabin hâkim oldugu otantik evlerin arasindan ve daracik sokaktan geçtikten sonra Bacim Sultan Türbesi'ne geliyoruz. Güler yüzlü köylülerin sicak ilgileri ile karsilasiyoruz. Bacim Sultan Türbesi'nin ve yanindaki caminin tas yapimi bizi etkiliyor. Türbeye girdigimizde içeride birçok kadin ve erkek mezarinin oldugunu görüyoruz. Bu mezarlardan hangisinin Bacim Sultan'a ait oldugu bilinmiyor. Içerideki ardiç agacindan yapilmis sirta sürtülen sekilsiz tokmaklar ilgimizi çekiyor. Tokmaklari agri olan yere sürüp, dua okundugunda agrinin geçtigi söyleniyor.  Bacim Sultan, gelen gidene baktigi için köye Tekke adi verilmis.

 Bacim Sultan Türbesi'nden ayrilip Meyilhacilar Köyü'ne hareket ediyoruz. Bu köyün yakininda 500 yasinda bir Kaba Ardiçin oldugu mekâna geliyoruz. Asirlik kaba ardiç heybetli durusu ile bizi karsiliyor. Çevresi 10,5 metre olan ardiç agacini kucaklamak için herkes el ele tutusuyor. Insanlar yaslandiginda yüzlerindeki olusan hatlar yasamini anlatir ya iste bu ardicin gövdesi de ayni hatlara sahipti. Mekâninda ayri bir gizemi var, ardiç insani çok etkiliyor.

Kaba ardica veda ettikten sonra, Beydili Köyü'ne hareket ediyoruz. Beydili Köyü'nün gelenek ve göreneklerin yasadigi Oguz boyundan gelen bir köy oldugunu ögreniyoruz. Beydili Köyü'ne giderken birçok köyden geçtik. Beydili Köyü'ne girdigimizde sasirdik. Evlerin bir kismi boyanmis, köyün meydanina “Cumhuriyet Meydani” levhasi koymuslar. Köyün sokaklarindan birinin adi Atatürk Sokagi'ydi. Ögreniyoruz ki bu köyde orta oyunlari ve halk oyunlari halen oynanirmis. Köyde davul, keman, klarnet çalinirmis.

Beydili Köyü'nden sonra Andiz Yaylasi'na hareket ediyoruz. Andiz yaylasi görkemli yaylalardan biridir. Sögen Kayasi diye bir kayayla karsilasiyoruz, kaya görkemiyle bizi etkiliyor. Çok güzel bir  orman içinden yaylaya dogru çikiyoruz. Daha çok piknik yapilan alanlara ulasiyoruz. Yelsuyu adinda bir çesmenin basinda duruyoruz. Bu çesme öyle siradan bir çesme degil. Agrisi olanlar, agriyan yerlerini suyun altinda tuttuklarinda agriyan yerlerin iyilestigi söylendi. Bunun nedeni suyun buz gibi olusu. Çünkü suyun altinda yarim dakika bile durmak mümkün degil. Bu güzel doga harikasindan ayrilip, Yenice Köyü'ne dogru hareket  ediyoruz..

Yenice Köyü'nün deniz yüzeyinden yüksekligi 225 metre. Yakindan gördügümüz essiz güzellikteki baraj adini bu köyden almis. Bu köy ayni zamanda tarim ambari. Burada her sey yetisiyor. Zeytin, pamuk, pirinç… Daha dogrusu ne yetismiyor ki! Bizi ilginç bir kayanin oldugu yere götürdüler. Adi, Kudret Kayasi. Eski kalintilardan  bir yapidir.

 Merdiven basamaklarinin oldugu ilginç bir kaya idi. Buradan Sogukkuyu   Köyüne   hareket  ediyoruz. Sogukkuyu Köyü de  eski köylerden biri. 13.yy'dan kalma bir zaviye veya türbeye gittik. Bu mekân gerçekten o dönemden kalma önemli bir kalinti idi. Köyde gezerken tarihin izlerini hissedebiliyorsunuz. Köyün içinde bir selale oldugu söylendi. Köyün içinden selaleye giderken eski bir su degirmenini görüyoruz. Suyun sesini duyuyoruz, ama selaleyi bir türlü görememistik. Yakinina geldigimizde 25-30 metreden düsen suyu gördük. Muhtesemdi. Yakinina geldigimizde selalenin üstündeki magaralari fark ettik. Magaralar çok ilginçti, iç kisminda kayalarda hayvan figürleri vardi. Köyün imami, Sogukkuyu Köyü'nde ipek böcekçiliginin de yapildigini söyledi. Hatta kendisinin de bu isi yaptigini ve görmek istersek gösterebilecegini söyledi.  

Üretilen kozadan çekilen ve tamamen dogal yollarla boyanan iplikler, Nallihanli hanimlarin hünerli elleriyle çesitli renk ve motiflerde igne oyalarina dönüsüyormus.

Yolumuzun üstünde Kuruca Köyüne giderken Gökçekaya Baraji'nin görülebilecegi söylendi. Biraz yürüdükten sonra Gökçekaya Baraji'nin havzasini gördük. Dar bir havza ve ormanin bütünlesmesiyle harika manzaralari görmek mümkün oluyor.

 Nallihan'a dönerken Nallihan'in üst kisminda Bozarmut  Yaylasi oldugunu  ögrendik.

Bozarmut Yaylasina çikarken Yukari Baglica Köyü'nden geçip, yayla yoluna dönüyoruz. Biraz gittikten sonra Nallihan dâhil bütün havzayi üstten görmek imkânina sahip oluyoruz. Bazen ürperiyoruz. Nallihan 625 rakimda, biz ise ortalama 1200 rakimda Nallihan'i üstten seyrediyoruz. Çok güzel bir orman yolundan  Bozarmut  yaylasina çikiyoruz. Insan bazen tahmin edemiyor, böyle sarp daglarin üstünde bu kadar genis düzlüklerin olacagini.

Nallihan'dan Bolu tarafina dogru hareket ediyoruz. Nallihan'i 10 km geçtikten sonra Seben yol ayriminda “Asarlik Tepe Tabiat Aniti” levhasini görüyoruz. Aniti görmek için Danisment köyüne hareket ediyoruz. Köyden uzakta olagan disi bir jeolojik yapiyi görüyoruz. Yakinina gitmek için biraz yürümek gerekiyor.

Asarlik Tepesi'nden ayrilarak yola koyuluyoruz. Bozyaka Köyü'nden geçerken güzel bir göletin oldugu söyleniyor. Buraya da ugramadan gitmek olmaz diyoruz ve gölete dogru hareket ediyoruz. Göleti görünce sasiriyoruz. Turkuaz yesili suyun rengi ile yesilin bütünlestigi bir manzarayi görüyoruz. Bazen de suyun mavi rengi aldigini söylüyorlar.  

Bozyaka Göleti'nden ayrilip, yola koyuluyoruz. Dogandere Köyü Istanbul yolu üzerinde bir köy. Bu köyde ilginç olan hayvanat bahçesinin olusudur. Bir is adaminin yaptirmis oldugu bu hayvanat bahçesinden içeri girince, yaban keçisi, yaban koyunu, geyik, kuslar gibi hayvanlari ve onlarin çevresinde dikilmis bitkileri görüp sasiriyoruz. Buradan Sariçali dagina yürüyüs için hareket ediyoruz.

Sariçali Dagina yürüyüs için Çulhalar Köyüne gidip, yürüyüse basliyoruz. Kolay bir parkur olmadigi söylenmisti. Bir buçuk saatte Sariçali Dagi'nin üstünde zirveden önce eskiden harman yeri olarak kullanilan ilk mola yerine çiktik. Çikarken farkli formda karaçamlari, ardiç agaçlarini ve diger bitkileri tanidik. Biraz dinlendikten,  nefis bir manzara seyrettikten sonra zirveye dogru yürümeye basladik. Zirveye çikmadan önce tek basina bir ardiç agacini gördük. Bu agaç “Evliyalar Ardici”ymis, Bu ardicin alti her zaman temiz olurmus, inanisa göre agacin altina birakilan çöplerin ertesi gün gelindiginde agacin altinin tertemiz oldugu söyleniyor. Zirveye dogru yürüyüsümüze devam ediyoruz. Zirveye vardigimizda, Türkiye haritasinin referans tasini ve evliyalarin yattigina inanilan taslarin toplandigi mezarlari görüyoruz. Artik 1740 metredeyiz. Insan kendini zirveye varinca çok mutlu hissediyor. Sariçali Dagi'nin üstü çok genis bir alan, her yeri ayri güzellikte. Daha sonra dagin üstünde yürüyüs yapiyoruz. Kuyunun bulundugu bir alana geliyoruz. Bu kuyunun adi “Tek Çift Dilek Kuyusu”. Bu kuyudan bir avuç tas aliyorsunuz ve bir dilek diliyorsunuz. Sonra taslari 2' ser olarak kuyuya tekrar atiyorsunuz. Eger elinizde çift tas kalirsa dileginiz oluyor, tek tas kalirsa olmuyormus. Buradan da ayrilarak agaçlarin yogun oldugu bölgeye geliyoruz. Mese, karaçam, ardiç ve titrek kavak gibi birçok görkemli agaç görüyoruz. Bu agaçlarin birçogunun anit agaç niteliginde oldugu söylendi. Karaçamlarin 480 ile 1071 yas arasinda oldugu söylendi. Hele ölü agaçlarin almis oldugu formlar gerçekten görülmeye deger. Yürümeye devam ederek “Ezan Kayasi” denilen bir yere geliyoruz. Bu kayanin üzerinden her yer gözüküyor. Eskiden bu bölgede Sariçali daginin etrafindaki köyler bu yerde toplanir, ürünlerinin bereketli olmasi için dualar eder, güres müsabakalari düzenlenirmis. Kayanin üzerinde ezan okunurmus. Buradan artik inise geçiyoruz. Yolumuzun üzerindeki anit karaçam ve meseler gerçekten büyüleyici, Dagdan biraz zorlu bir inisle dagin kuzey yamacina iniyoruz. Indigimiz noktada gözlerimize inanamiyoruz. Görkemli bir findik agaci… Soruyorum findigin isi ne burada. Daha büyük findik ve ihlamur agaçlari görecegimizi söylüyorlar. Neredeyse bölgenin kuzey yamacinin tamami findik, ihlamur ve akçaagaçlarla dolu. Hele bir findik agaci var ki 7,5 m çevresi ile devasa bir findik agaci. Findik  agaçlarin 400 ile 500 yas arasi oldugunu ögreniyoruz. Bu findik agaçlarinin üst tarafinda “Kirk Kizlar Magarasi” varmis. Efsane sudur:  Eski savaslar döneminde 40 tane kizi korumak için bu magaraya saklamislar. Daha sonra yiyecek götüremediklerinden 40 kiz burada ölmüs. Adi da Kirk Kizlar Magarasi kalmis. Moladaki sohbetlerimizde Sariçali Daginin bitki dökümünün (fulara)  çikarilmasi için Gazi Üniversitesi, Biyoloji bölümü üç master tezi verdigini ve bu alanin Tabiati Koruma Alani kapsamina alinmasi için Doga Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlügü'ne müracaat edildigini  ögrendik.

 Buradan inise devam ediyoruz. Asagida selale oldugu söylendi. Selaleye dogru yürüyoruz. Selalenin üst tarafina geldik. Suyun çiktigi yeri gördük. Bu selale özellikli bir selaledir, selale 21 Martta akisa geçen ve agustos ayinda kesilen bir suya sahiptir. Suyun sicakligi 36 derece. Bu bölgede çobanlar, kasinan hayvanlarinin bu suyla yikaninca iyilestiklerini fark etmisler. Bunun için adina “Uyuz Suyu Selalesi” demisler. Selaleyi görebilmek için asagiya dogru yürümeye basladik. Selale muhtesem! 50 metreden su düsüs sagliyor. Suyun indigi yerde magaralar olusmus. Hele gökkusaginin selalenin üstüne düsmesi ayri bir keyif veriyor. Buradan selale suyunu takip edip, derenin kenarindan sikça karsidan karsiya geçisler yaparak, nefis bir vadiden Karacasu  Köyü'ne ulasiyoruz.

 Karacasu köyünde yemek yiyecegimiz mekâna ulasiyoruz. Bu mekân daha önce okulmus, Köy okullari tasimaciliga döndügü için bu bina atil olarak duruyormus. Daha sonra bu bina; Nallihan Belediyesi ve Nallihan Turizm Gönüllüleri Dernegi isbirligi ile onarilip, hizmete açilmis. Köylüler tarafindan yöresel yemeklerin yapildigi harika bir mekânda yemeklerimizi yedikten ve dinlendikten sonra, yandaki binalar ilgimizi çekiyor ve soruyoruz, buralar ne amaçla kullaniliyor diye, Yandaki binalar Kaymakamlik tarafindan onarilmis. 28 kisilik bir pansiyonmus.  

Içeriyi görmek istedik, içerisi çok sade ve güzel olarak dösenmis. Köy konaklama yeri olmus. Içimden tamam dedim bir daha ki sefere geldigimizde kalacagimiz yer hazir.  Uluhan Köyü'ne gitmek için yola çikiyoruz.

Uluhan Köyü üçüncü han, hamam ve caminin oldugu nokta. .Fakat sadece caminin minaresi ayakta duruyor. Bir de Osmanli döneminden kalma çok güzel camiyi ziyaret ediyoruz. Uluhan Köyü orman içinde nefis bir köy. Aldigimiz bilgiye göre daha önce Nallihan'dan daha büyükmüs. Uluhan Nallihan'in Bolu- Göynük  siniri  en son   köyüdür.

Nallihan,  Ankara'ya  160 km,  Bolu'ya 100 km,  Eskisehir'e 120 km, Istanbul'a 300 km uzaklikta. Birbirinden çok farkli olan doga, tarih ve kültür varliklarini görebilmek sasirtici. Nallihan'in her yerini gezebilmek için 7 gün gerekiyormus. Birkaç defa daha gelmemiz gerektigini anliyoruz. Yeni yerler görüp hosça vakit geçirerek lezzetli yemekler yemeyi kim istemez?


Mustafa BEKTAS
2/28/2013

« Geridön