viagra south africa kamagra oral jelly cialis south africa viagra for men cialis pills
Generic Cialis Uk Kamagra Oral Jelly Uk Generic Viagra Uk Viagra Online Uk Cialis Online Uk Cheap Kamagra Uk
KÖŞE YAZILARI
Türkiye’de HES'ler ve tarim

Ekosistemin vazgeçilmezi olan sudan, potansiyel enerji kinetik enerjiye çevrilerek, elektrik enerjisi elde edilir. Bu dönüsüm hidrolik santrallerle gerçeklestirilir.

Hidrolik santraller (HES’ler) su biriktirmeli (barajlar) ve biriktirmesiz (nehir tipi) olmak üzere ikiye ayrilir. Su biriktirmeli santraller yöresinde, biriktirmesiz hidrolik santraller ise kuruldugu yörede ve geçtigi tüm bölgelerdeki dogal yasam üzerinde etkileri vardir. Her iki hidrolik santralin tarim ve çevre üzerinde olumsuz etkileri oldugu bilinmektedir. Bu çalismamizda su biriktirmesiz hidrolik santrallerin tarimsal üretim üzerine etkileri anlatilacaktir.

Su biriktirmesiz hidrolik santraller
Su biriktirmesiz hidrolik santrallerle su, yatagindan saptirilarak boru içine alinir ve belli bir yükseklige çikarilir. Daha sonra suyun asagi düsmesi saglanarak, akarsuya verilmeden önce jeneratör çevrilerek elektrik üretilir. Su, yatagina tekrar verildigi anda diger sirketin borusuna girer ve neredeyse denize ulastigi noktaya kadar bu duruma devam edilebilir. Suyun alindigi ve yatagina verildigi mesafeler onlarca kilometreyi bulabilir. Bu mesafelerde suyun doga, hava ve diger canlilarla bagi kesildigi ve suyu olusturan mineral ve daha birçok yararli madde olusamadigi için su, su olmaktan çikar. Dolayisiyla borularin bitiminde akarsuya geri verilen suyun artik kendisine ve yasam verdigi diger canlilara eskisi kadar yarari ol(a)mayacaktir.

Türkiye’de hidrolik santraller araciligiyla enerji üretimi yakin zamana kadar yalnizca kamu eliyle yapilmaktaydi. Günümüzde ise özel sektör de, tipki kamu gibi, elektrik üretim ve satisi yapmaktadir. Fakat özel sektörün elektrik üretip satabilmesi için bir dizi yasal düzenlemeler gerekmistir.

Enerji alaninda özellestirmenin yolunu açmak için “Yap-Islet” modeli gelistirilmistir. 16/07/1997 tarih ve 4283 sayili “Yap-Islet” modeli ile “Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulmasi ve Isletilmesi ile Enerji Satisinin düzenlenmesi Hakkinda Kanun” çikarilmis, böylece yasal alt yapi olusturulmustur. Daha sonra 20/02/2001 tarih ve 4628 sayili Elektrik Piyasasi Kanunu hükümleri geregince enerji üretim tesislerinin yapimi tamamen özel sektöre devredilmistir.

Türkiye’de su anda isletmede olan HES sayisi 288′dir. Yapimi devam eden 1019 HES için Su Kullanim Anlasmasi imzalanmistir. 2011 yili basinda 0.5 MW’dan fazla üretim yapacak olan sirketlere verilen lisans sayisi ise 2000’i geçmistir. 0.5 MW dan daha düsük kapasitede elektrik üretecek HES’ler için sirketlere dagitilacak lisanslarin da 5000 ile 10000 arasinda olacagi düsünülmektedir. 0.5 MW üretim kapasitesinde Mikro HES olarak isimlendirilen HES lisanslarinin bu kadar genis sayi araliginda olmasinin nedeni ise halen üretimde yada yapim asamasinda olan HES’ler için sirketlerin, Su Kullanim Hakki Anlasmasi ile sahip olduklari dere parçasinin disinda yan vadilerdeki ne kadar kilcal dereyi ya da yeralti sularini kendi santrallerine akittiklarinin tespit edilememesidir. Planlanan HES projelerinin 700’e yakii Dogu Karadeniz Bölgesi’nde yer almaktadir.

Ekolojik Etkiler
Akarsular, doganin damarlaridir; daglarda, ovalarda, özgürce dolanirlar. Özgür akarken bütün dogaya can verirler. Dolayisiyla, suyun dogal döngüsünün bozulmadan devam etmesi ekosistemin bütünlügü ve dogayla dost tarimsal üretim için bir zorunluluktur. Insan ve diger tüm canlilarin yasam alanlarini suya göre belirledikleri unutulmamalidir.

Çiftçiler, ari olmazsa meyve ve sebzelerin meyve baglamayacagini, solucanlar olmazsa topragin kendini yeniden üretemeyecegini dolayisiyla yasama, üremeye analik edemeyecegini bilirler. Fareler olmazsa topragin havasiz kalacagini, yilan olmazsa etrafi farelerin basacagini, leylekler olmazsa yilanlarin daha da çogalacagini, domuz olmazsa ormanlarin devaminin saglayamayacaginin farkindadirlar. Tarla kuslari ise, bitkilerin özsuyunu emerek kurumalarina neden olan yaprak bitlerini yiyerek besin elde eden ugur böceklerini yiyerek hayatta kalir. Tarla kuslarini da yirtici etçil kanatlilar yer. Bu gida zinciri böyle devam eder. Dogadaki bu sonsuz zincirin halkalarindan daha bir çok örnekler verilebilir. Iste yasami var eden ve dengede tutan bu sonsuz zincirin halkalarini olusturan canlilar susuz yasayamaz. Bu dogal zincirden tek bir canli türünün bile kopmasi, tüm halkanin bagli oldugu yasamlarin ve dogal olusumlarin yok olusuna neden olur.

Ramsar Sözlesmesi, özellikle su kuslarinin yasama ve üreme alanlari için büyük öneme sahip olan sulak alanlarin korunmasini öngörmektedir. Sözlesmenin ana amaci “sulak alanlarin ekonomik, kültürel, bilimsel ve rekreasyonel olarak büyük bir kaynak teskil ettigi ve kaybedilmeleri halinde bir daha geri getirilmeyecegi” olarak belirtilmektedir. T.C. Anayasasi, 56. Madde: Herkes, saglikli ve dengeli bir çevrede yasama hakkina sahiptir. Çevreyi gelistirmek, çevre sagligini korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaslarin ödevidir.

Toprak Canlilari
Toprak, üretime besik olabilmek için suya ihtiyaç duyar. Üretimin besigi olan toprak, sadece kum ve kilden olusan bir yapi degildir. Topragi toprak yapan içinde yasayan canlilardir. Bitkinin yetisebilmesi için gerekli tüm besinlerin kaynagi topraktadir. Bir gram toprakta yaklasik 600 milyon bakteri, 400 milyon maya, 100 bin yosun hücresi vardir. Bir hektar tarim arazisinin en üst 15 cm kalinligindaki katmaninda 20 bin kilogram mikroorganizma vardir. Buna ek olarak 370 kg tek hücreli canli, 50 kilo ipliksi solucan (Nematomorpha), 10 kilo kuyrukla siçrayan (Collembola), 15 kilo halkali solucan (Polychaeta), 50 kilo kirkayak (Myriapoda), 17 kilo böcek ve örümcek, 40 kilo yumusakça (Aplacophora) ve inanmasi güç fakat 4000 kilo solucan (Lumbricidae) bulunur.

Dogal ekosistemin sürdürülebilmesi için makro ve mikro besinler kadar gerekli olan böcekler, solucanlar, bakteriler, mantarlar ve mikroorganizmalar da topraktaki faunanin temel unsurlari arasinda bulunurlar. Atmosfer azotunu sabitleyen, topraktaki organik maddelerin parçalanmasini saglayan, bitki hastaliklarini ve topraktaki patojenleri baskilayan, organik besinlerin bitkilerce kolayca özümlenebilmesine yardim eden, pestisitlerin toksik etkilerini yok eden, bitki gelisimini tesvik eden vitamin, hormon ve enzim gibi biyoaktif maddeler üreten, ayrica topragin nem-sicaklik-havalanma dengesini saglayan topragin degisim ve gelisiminde aktif rol oynarlar.

Çiftçilerin topraga saçtigi tohumlar, tohumdan çikan ve bize ürün veren bitkinin yasamsal ihtiyaci olan temel besinlerin hepsi, topraktaki bu canlilarin yasayabilmeleri için sürdürdükleri çaba sonucunda topraga biraktiklari maddeler sayesinde gerçeklesir. Bu canlilarin topraktaki azligi veya çoklugu, tarimsal verimliligin azligini ve fazlaligini dogrudan belirler. Iste toprak altinda yasayan bu canlilarin yasamlarini sürdürebilmeleri için de kaliteli ve yeterli suya ihtiyaçlari vardir.

2872 sayili Çevre Kanunu, Madde 1: Bu kanunun amaci, bütün canlilarin ortak varligi olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkinma ilkeleri dogrultusunda korunmasini saglamaktir.

Ekolojik Döngü ve Cansuyu
Kurulacak HES’ler ile birlikte sular borularin ve tünellerin içine hapsedildiginde, can suyu adi altinda birakilacak su, ekolojik döngü için yeterli olmayacaktir. Su Kullanim Hakki Anlasmasi çerçevesinde suyun %90’inin sirketlerin kullanimina tahsis edildigi dikkate alindiginda, can suyu adi altinda dogada kalan %10 suyun mevcut dogal dengeyi tamamen bozacagi açiktir. TMMOB’nin HES Raporu’nda belirtildigi üzere, “HES projelerine izin verilirken derelerin çevreyle ilgili ihtiyaç debisi saptanmamaktadir. Su Kullanim Hakkina Dair Yönetmelikle son 10 yilin debi ortalamasinin %10’u can suyu olarak kabul edilmistir. Can suyu sadece baliklar için belirlenen bir miktar su olup, bunun disinda sulak alan olan vadinin kendine has sulak alan ekosistemi için de ayrica ekolojik ihtiyaç debisi belirlenmemektedir. Bu durum, HES yapilmasi planlanan alanlarin dogal ekosistemine, peyzaj özelliklerine zarar verecek, tamami orman olan alanlarin ekolojik yapisini degistirecek, gerek alanin tümü açisindan genis çapli insaatlar, hafriyatlar, dinamit atimlari sebebiyle, toz gürültüye sebep olacak, gerek alanda bulunan orman, orman alti bitki ve diger floraya ve keza bu alanda zengin çesitlilik gösteren her türden faunaya ciddi olumsuz etkilere sebep olacaktir.” Yani akarsu yatagindaki suyun can suyuna dönüstürülmesi, suyla dogrudan baglantili olan bütün bu flora ve faunanin yasamini tehdit edecektir.

Regülâtör sonrasi nehir sisteminin akis hizindaki degisimlerin biyolojik yasama ve çesitlilige olan etkileri çok önemli bir unsurdur. Suyun dogal akisi içerisinde yatagindan akmamasi sonucunda suyu veren havzada çevre/ekosistem kalitesinde önemli bir bozulmanin ve degisimin meydana gelmesi kaçinilmaz olacaktir. Ayrica alti ayri iklimi olan, jeolojik ve topografik özellik gösteren ve buna bagli birçok mikro klimaya sahip yurdumuzda her klima için ayri bilimsel çalisma yapilmasi gerekir.

Tarimsal Üretime Etkileri
Tarim, bitkisel üretim ve hayvan yetistiriciliginin birlikte yapildigi isin adidir ve tarim için su vazgeçilmezdir. Endüstriyel tarima göre yapilan hesaplamalarda bir kg sigir etinin olusmasi için 15.500 litre yani 15,5 ton su gereklidir. Yaklasik 300 kg et tasiyan bir hayvan için 4.650 ton su gerekir. Bitkisel üretimde bir kg arpanin yetistirilmesi için yaklasik 1.300 litre (1,3 ton), bir kg bugday için 1.300 litre (1,3 ton), bir kg misir için 900 litre (0,9 ton), bir kg soya için 1.800 litre (1,8 ton), bir kg dari için 5.000 litre (5 ton), bir kg sorgum için ise 2.800 litre (2,8 ton) suya ihtiyaç duyar.

Bu rakamlar yüksek oranda kimyasal ve ona bagli su tüketimine ihtiyaç duyan endüstriyel tarim uygulamalarina dair rakamlar olsa da, bilge köylü tarimi ilkeleriyle yapilan ekolojik tarim için de, su kullanimi gereklidir. Öyle ki, bitkiler ancak suyu özümsemek suretiyle fotosentez yapip günes enerjisini insan ve hayvan gidasi haline dönüstürebilirler. Dolayisiyla su, bitkisel üretimin dogasinda yer alir. Hayvanlarin yasami da diger canlilar gibi suya baglidir.

HES’lerle borularin içine alinacak ve ancak %10’u birakilacak su ile hayvan yetistiricilerine ve bitkisel üretime yeterli suyun kalmayacagi bir gerçekliktir. Çünkü kimi akarsular neredeyse kaynagindan denize döküldügü yere kadar HES borularinin içine girecektir. Bu durumda çiftçiler, tarlalari ve bahçeleri için gerekli olan suyu bulamaz hale gelecek ve hayvanini su için dereye götürdügünde kuru bir dere yatagi ile karsilasacaktir. Çiftçilerin sayaç takili musluklardan para karsiligi sadece bir inek için bile su saglamasi olanaksizlasacaktir. Mevcut durumda bile maliyetler nedeniyle çiftçiler hayvancilik yapamaz duruma gelmis ve ülkemizdeki hayvan sayisi çok hizli bir sekilde azalmisken, derelerde su bulamayan çiftçilerin sayaç bagli muslukla bir inegin bile su tüketim ücretini karsilayabilmeleri imkansizdir.

Suyun tarimsal üretimde verimi %100-400 arasinda arttirdigi ve artan nüfusu beslemek amaciyla suyun tarimda kullaniminin önemi dikkate alindiginda suya erisim, enerji üretme bahanesi ile sirketlere birakilamayacak kadar önemli bir konudur.

Suyun su/enerji sirketleri tarafindan topraktan koparilmasi/bulusturulmamasi, çiftçiler yoksullasacaktir. Ovadaki nehrin veya derenin suyu ile yilda iki ürün alan çiftçi, su borulara hapsedildiginde iki yilda bir ürün alabilecektir. Suyun özgür akisina bagli olusan yagmur rejimi, borular ve tünellere hapsedilen sular nedeniyle degiseceginden susuz alanlarda yapilan tarimsal üretimin verimliligi düsecektir. Daglarin arasindaki vadi ve ovalardaki çiftçiler dört kat yoksullasacak, sulu tarim alanlari kiraç topraklara dönüsecek, üretim düsecek, insanlar (tüketiciler) gidaya ulasmak için daha fazla para ayirmak zorunda kalacak, gidaya ulasamayanlar açlik çekecek, ülke temel gida maddeleri konusunda yeterliligini yitirecek, disa bagimli olacaktir. Sonuç olarak, HES’lerin kurulmasiyla sadece çiftçiler yoksullasmayacak, vatandaslarin gidaya erisimi de zorlasacaktir. Yani sadece yoksulluk degil yoksunluk da yasanacaktir.

Erozyon
En verimli tarim topraklari, akarsularin tasidigi toprak zerreciklerinin serilmesi yoluyla olusur. Bu verimli topraklardan da, verimli ovalar ve deltalar meydana gelir. Erozyonun dogal bir biçimde gerçeklesmesi doganin isleyisi ve devamliligi için gereklidir. Doganin kendi iç isleyisine disaridan müdahale ile gerçeklesen erozyon biçimi, erozyonu hizlandiracagi ve doganin ihtiyacindan fazlasini gerçeklestireceginden risklidir.

Ayrica akarsularin borularin ve tünellerin içine alinmasi sonucunda ovalara ve deltalara yeterli su gitmeyeceginden, sadece can suyu salinmasina muhtaç kalan ovalar ve deltalara karsi deniz, üstünlügü ele geçirir. Deniz, akarsu yatagindan iç kisimlara dogru ilerler. Bu ilerleme sürecinde akarsuyun besledigi yer alti sularini da deniz sulari beslemeye baslar. Böylece yer alti sulari tuzlanir. Tuzlanan yeralti sulari kendilerini temizleyemez. Yer alti sularini kullanarak arazilerini sulayan çiftçiler araciligiyla kilometrelerce uzaga götürülecek bu tuzlu sular topraklari tuzlandirir.

Politik Ekonomi Su, önceleri sudan yararlananlar tarafindan kolektif olarak yönetiliyordu. Daha sonra devlet, doga ve toplum adina suyun yönetimini devraldi. Simdilerde ise Türkiye’de hükümet suyun yönetimini, dogasi geregi sadece kendi kârini düsünecek olan su/enerji sirketlerine vermede köprü görevi görmekte. Bu amaçla hükümet, hazirladigi bir dizi yasa ve yönetmelikle doganin ve toplumun haklarini, su/enerji sirketlerine “sunmaktadir”. Suyu para ile satacak olanlar ile “Su akar, Türk bakar” diyen su/enerji sirketlerinin destekçileri, parayi tanimayan ve kullanmayan, insanlara karsi hakkini savunamayacak olan fakat yasami suya bagli olan canli ve cansiz varliklari yok saymaktadirlar. Oysa görmezden gelinen/hesaba katilmayan bu canli ve cansiz varliklar dogadaki verimliligi saglarlar. Gezegenin devamliligini saglayan bu varliklarin degeri para ile ölçülemediginden -degersiz oldugu için degil, degerine paha biçilemedigi için- ne yazik ki, bir avuç su/enerji sirketinin sermaye birikimine feda edilmektedir. Bu varliklar azaldiginda veya tükenmeye yüz tuttugunda, su/enerji sirketleri artik kazanç elde edememeye baslayacaklardir. Ancak o andan sonra bu varliklarin geri döndürülemeyecek sekilde yitmis oldugu görülecektir. Kanimizca gözlerini para hirsi bürümüs olanlarin bugün göremedigi budur.

a) Suyun Ticarilestirilmesi

Su, yasamsal varliklarin en önemlisidir. Insanoglu tarafindan üretilemedigi gibi, alternatifi de yoktur. Bu nedenle su, tüm canlilarin yasama hakki çerçevesinde kullanma hakkina sahip oldugu bir varliktir. Yasamsal varliklar ticarete konu edilemez, edilmemelidir de. Ancak su/enerji sirketleri, “saglikli suya erisim, suyun ticari meta haline getirilmesiyle mümkündür” ve “su varlik degil, kaynaktir” diyerek, suyu dünya ölçeginde ve ulusal düzeyde ticarete konu etme çabalarini sürdürüyorlar. Suyun özellestirilmesi için çalisiyorlar. Sular özellestirildiginde yani borularin ve tünellerin içine alindiginda suyun akisi, kullanma hakkina sahip olanlara dogru degil, para olup enerji/su sirketlerinin kasasina dogru akar.

Bu amaçla Dünya Su Konseyi, 1997′de Marakes’te, 2000′de Lahey’de, 2003′te Kyoto’da, 2006′da Meksika’da ve 2009′da Istanbul’da olmak üzere bes defa Dünya Su Forumu düzenlemistir. Dünya Su Konseyi’ne bagli düzenlenen Dünya Su Forumu’nun misyonu söyle özetlenebilir:

• Suyu fiyatlandirmak,
• Uluslararasi su havzalari yönetiminde isbirligini gelistirmek (su havzalarini küresel yönetisime devretmek)
• Sulu tarimin yayginlastirilmasini sinirlamak,
• Depolamayi arttirmak,
• Suyun üretkenligini arttirmak,
• Ekosistem ile ilgili isleri fiyatlandirmak,
• Su kaynaklari yönetim kurumlarini fiyatlandirmak.

Halen, dünyanin neredeyse tümünde suyun mülkiyetinin tamamina yakini kamu mülkiyetindedir ve kamu tarafindan yürütülmektedir. Kamu, su hizmetinin Asya ülkelerinde %99, Afrika’da %97, Orta ve Dogu Avrupa ile Güney Amerika’da %96, Kuzey Amerika’da %95, Bati Avrupa’da %80’ini yönetmektedir. Dünya nüfusunun %5’inin kullandigi suyun yönetimi özellesmistir. Özel su piyasasi oldukça dardir ama getirisi yüksektir. Dünya genelinde, özellesmis suyun yaptigi cironun, toplam dünya petrol cirosunun yarisindan fazla oldugu iktisatçilar tarafindan belirtilmistir. Sehirlerde kamu tarafindan yürütülen sebeke suyunun birim fiyati ortalama olarak 1.5 TL civarinda iken, siselenmis suyun birim fiyati ise 500 TL civarindadir. Arada 333 kat gibi bir fark bulunmaktadir. Kamu ile su sirketleri tarafindan yürütülen su hizmeti arasindaki fark bu verilerlerde açikça ortaya çikmaktadir. Bu akil almaz kazanç (sömürü), suyun ticari bir meta haline getirilmesi çalismalarini hizlandirmistir. Türkiye’de de bu alana su/enerji sirketlerinin yiginak yapmasi yasamin olmazsa olmazi olan suyun üzerinde bir ablukanin olusmasina neden olmustur. Su ve çevre ile ilgili mevcut kanun ve yönetmeliklerin varliginda ilerleyemeyen su/enerji sirketleri çikarttirdiklari yeni yasa ve yönetmeliklerle yol almaya çalismaktadirlar. Mevcut yasa ve yönetmelikle ile su/enerji sirketleri hükümetlerin desteginde suyu ele geçirmekte, bir tür “su korsanligi” gerçeklestirilmektedir.

Çiftçi-SEN olarak kalkinma ve ekonomik gereklilik üzerine yapilan çalismalari, yürütülen politikalari degil, doganin devamliligini esas alan üretim modellerini benimsemeyen bir kurulusuz. Hükümetlerin kendi savundugu politik, ekonomik ve sosyal görüsün bile yanlis oldugunun altini çizmek amaciyla Ilisu Baraj verilerini sizlerle paylasmak istiyoruz: “Ilisu Baraj gölünün 6000 hektari 1.ve 2. derece tarim alani olan alan, su altinda kalacaktir. Barajin 1.8 milyar Euro maliyetinin olacagi ve bunun 1.1 milyar Avro’sunun baraj ve hidroelektrik santral, kalanin yeniden yerlestirme, kamulastirma ve alt yapi yatirimlarina gidecegi öngörülmüstür. Tamamlandiginda on binlerce kisinin evini ve topragini terk etmesine neden olacaktir. Barajdan ötürü 53 köy, 14 mezra ve Hasankeyf kasabasi, 112 km. enerji hatti, 120 km köy yolu, 148 km. devlet yolu ve 5.575 m. demiryolu yenilenecektir. Yeniden yerlesimin maliyeti, baraj ve HES kazancindan fazla olacaktir.”

Hükümetin ve sirketlerin yaklasimi çerçevesinde, ‘kalkinma ve ekonomik gereklilik’ adi altinda sunulan bu projelerden elde edilecek faydanin, projenin yapimi ile neden olunacak zararlardan daha az olacagi, dolayisiyla ekonomik olmadigi açik bir biçimde görülmektedir. Bunun yaninda, suyun yetersiz olmasindan kaynaklanacak eksik üretimler kamu tarafindan karsilanmaktadir. Bu husus kamuyu zarara sokmustur. Bu zarar Sayistay denetlemelerinde tespit edilmistir. Sayistay tarafindan yapilan denetlemede, YID (yap-islet-devret) modeliyle yapilan 24 adet ve YI (yap-islet) modeliyle yapilan 5 adet santral olmak üzere 29 santral için 4 yil içerisinde 2,3 milyar ABD dolari kamu zarari olustugu belirtilmektedir. Buna karsilik, sirketler kendisini bes-on senede amorti edecek isletmeleri neredeyse elli yil hiç masraf yapmadan çalistirabileceklerdir.

Peki, tüm canlilarin kullanma hakkina sahip oldugu suyun Türkiye’de kurulan/insa edilen ve insa edilecek olan HES’ler ile su/enerji sirketlerine devredilmesi söz konusu sirketlere ne gibi ayricalikli kazançlari saglamaktadir:

HES’lerden üretilecek enerji 25-30 yilligina devlet alim garantilidir. Yani HES yapimcisi su/enerji sirketleri imtiyazli sirketler olmaktadir. Su, HES yapimcisi su/enerji sirketlerine enerji üretimi için 49 yilligina verilmektedir. Ayrica HES yapimcisi sirketlere suyu su olarak satma hakki da taninmaktadir. Devlet, HES yapimcisi sirketin istemesi halinde çevresindeki tarim arazilerini istimlak edebilecektir.

b) HES’lerin Tarim Politikalarina Yansimalari

Bilindigi üzere Türkiye’de her tarlanin sayisiz mirasçisi oldugu ve dolayisiyla tarlalar çok parçali oldugu için, tarla satin almak kolay degildir. Hele yan yana tarla almak ve bu yolla büyük ölçekli tarlalara sahip olmak Türkiye’de neredeyse imkansizdir. Ancak devlet tarafindan istimlâk edilmesi halinde tarlalarin ölçegi büyüyebilir.

Suyun geçtigi alanlarin verimli araziler ve kolaylikla sulanabilen araziler oldugu bilinen bir gerçektir. HES için ruhsat aldiktan sonra devlet eliyle topraklari “istimlak ettirip” sirketin uhdesine alabilecek olan sirket sahipleri, bu topraklarda tarimsal üretim yapabilir. Tarimsal üretim için gerekli iklim ve verimli toprak unsurlarinin birlestigi tarlalara su/enerji sirketlerinin sahip olmasi onlarin gidaya kolayca egemen olmasini saglar. Çiftçilerin üretim araçlari olan topraklari ellerinden alinir. Bu durum da çiftçileri kendi topraginda isçilestirir.

Son yillarda topraklarin istimlak edilmesinde ön plana çikan bir uygulama acele kamulastirmadir. Acele kamulastirma, 1939 yilinda 2.Dünya Savasi arifesinde savas hazirligi içinde çikartilan Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu’na göre yapilan bir idari islemdir. Fakat, sadece savas halinde Bakanlar Kurulu’na taninan istisnai bir uygulama olan Acele Kamulastirma yöntemi bir süredir her türlü kirli yatirim için devreye sokuluyor. 2004 yilinda bu yetki hiçbir yasal dayanagi olmadan Bakanlar Kurulu tarafindan EPDK’ya (dolayli olarak sirketlere) devredilmistir. Yani savas halinde taninan el koyma yetkisi su anda sirketler tarafindan dogrudan kullaniliyor. Sermaye çikari ile kamu yarari ayni anlamda kullanilmaya çalisiliyor. Türkiye cografyasi su, enerji, maden sirketlerinin açik, denetimsiz, dogrudan isgali altindadir. Böyle bir durumda, çiftçilere ait olan evlere, tarlalara HES ya da altin sirketleri adina el konulduguna dair bir karar kendilerine her an teblig edilebiliyor. Ya da çiftçilerin haberi bile olmadan muhtara yapilan tebligatla köy, sirketlere satilmis olabiliyor.

2942 sayili Kamulastirma Kanunu, Madde 27: 3634 Sayili Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasinda yurt savunmasi ihtiyacina veya aceleciligine Bakanlar Kurulunca karar alinacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olaganüstü durumlarda gerekli olan tasinmaz mallarin kamulastirilmasinda kiymet takdiri disindaki islemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o tasinmaz malin 10. madde esaslari dairesinde ve 15. madde uyarinca seçilecek bilirkisilerce tespit edilecek degeri, idare tarafindan mal sahibi adina 10. maddeye göre yapilacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatirilarak o tasinmaz mala el konulabilir.

Sirketlerin yararina çikarilan 4628 sayili Elektrik Piyasasi Kanunu HES’lerin tarim politikalarina nasil yansidigina dair önemli bir örnektir. Tarim topraklarinin korunmasi ve uygun kullanilmasi amaciyla Temmuz 2005’te çikarilan 5403 sayili Toprak Koruma ve Arazi Kullanimi Kanunu’nda 2008 yilinda 5751 sayili kanunla yapilan degisiklikle ve yenilenebilir enerji kaynak alanlarinin kullanimi ile ilgili yatirimlar için Enerji Piyasasi Düzenleme Kurumunun talebi üzerine 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayili Elektrik Piyasasi Kanunu uyarinca yapilan degisikler nedeniyle artik tarim topraklari korunamayacaktir. Bu degisiklige göre “mutlak tarim arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarim arazileri ile sulu tarim arazileri tarimsal üretim amaci disinda kullanilamaz. Ancak, alternatif alan bulunmamasi ve Kurulun uygun görmesi sartiyla Enerji Piyasasi Düzenleme Kurumunun talebi üzerine 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayili Elektrik Piyasasi Kanunu uyarinca yenilenebilir enerji kaynak alanlarinin kullanimi ile ilgili yatirimlari için bu arazilerin amaç disi kullanim taleplerine, toprak koruma projelerine uyulmasi kaydi ile Bakanlik tarafindan izin verilebilir.”

Ayrica, asil amaci meralarimizin korunmasi olan 4342 sayili Mera Kanunu’nda yapilan degisiklikle ve Enerji Piyasasi Düzenleme Kurumunun talebi üzerine düzenlenen 4628 sayili Elektrik Piyasasi Kanunu hükümlerine göre elektrik faaliyetleri için ihtiyaç duyulan alanlar için artik meralarimiz da korunmayacaktir. Su/enerji sirketleri meralara da, tarim arazilerinde oldugu gibi yapilan bu yasa degisikligi ile kolayca sahip olabileceklerdir.

SOSYAL VE HUKUKI MÜCADELELER

Yasam savunuculari, suyun yasama hakkini savunurken ayni zamanda kâr hirsi ile yanip tutusan su/enerji sirketleri ile onlarin destekçisi olan hükümetlere karsi mücadele etmek zorunda kalmaktadir. Hükümet yetkilileri ve su/enerji sirketlerinin söylemleriyle yasamin gerçekleri arasindaki makas kapanmayacak derecede açilmaktadir. Bu nedenle su konusu, resmi devlet ve su/enerji sirketleri bir tarafta, yasam savunucularinin hakli olarak diger bir tarafta yer aldigi bir mücadeleye sahne olmaktadir. Baska bir deyisle, yasami savunanlar bir tarafta, sularin borularin ve tünellerin içine alinarak su/enerji sirketlerinin kasasina para olarak akmasini savunanlar diger tarafta yer almaktadir. Bu yaman çeliski kirsalda çetin bir mücadelenin olusmasina neden olmaktadir.

Yasam hakkini savunan halk, su/enerji sirketlerine karsi demokratik hak arama mücadelesi ile birlikte hukuk mücadelesi de vermektedir. Birçok HES yapimini yargiya tasinmaktadir. Mahkemeler birçok yörede HES’lerin durdurulmasi dogrultusunda kararlar almaktadir. Ancak alinan mahkeme kararlarini uygulamakla görevli hükümetler bu görevini yerine getirmekten imtina etmektedir. Güvenlik güçleri mahkeme kararlarini uygulamak yerine, mahkeme kararlarinin uygulanmasini isteyen halki HES alanlarindan uzak tutmaya çalismaktadir. Bu durum, halkin adalet ve güven duygusunu zedelemekte, psikolojik sorunlar yasamasina neden olmaktadir. Bunlarin yaninda, valiler ve kaymakamlar yanlarina emniyet müdürlerini, jandarma komutanlarini alarak muhtarlari ve yörenin ileri gelenlerini ikna etme turlarina çikabilmektedir.

2872 sayili Çevre Kanunu, Madde 30: Çevreyi kirleten veya bozan bir faaliyetten zarar gören veya haberdar olan herkes ilgili mercilere basvurarak faaliyetle ilgili gerekli önlemlerin alinmasini veya faaliyetin durdurulmasini isteyebilir.

Hiçbir dönemde Türkiye’de halk ile resmi devlet bu kadar aleni bir biçimde ayri yerlere düsmemistir. Bu durum Çevre Etki Degerlendirme (ÇED) raporlarinin olusturulmasinda da yasanmaktadir. HES’lerin yapilacagi yörede yasayanlarin katilimiyla hazirlanacak Çevre Etki Degerlendirme (ÇED) raporlarinda yöre halkinin kararina saygili davranilmasi, projelerin halka ragmen yapilmamasi ve mahkemelerin verdigi kararlardan sonra su/enerji sirketleri ile hükümetin israrlarini sürdürmemesi demokratik ve hukuk temayüller bakimindan önemlidir. Fakat bu konuda yürütülen israr, halk ile güvenlik güçlerini karsi karsiya getirmektedir.

“Çevresel Etki Degerlendirme” (ÇED) çalismasi; önerilen tesisisin ve sürecin proje yöresindeki çevre ve sosyal yapi üzerindeki etkilerini ortaya koyan ve etkileri en aza indirgemeyi hedefleyen teknik bir çalismadir.

“Türkiye’de ÇED raporlari hazirlanmasi belirli yetkiye sahip olan sirketlere verilmektedir. ÇED yeterlilikleri Çevre ve Orman Bakanligi tarafindan sürekli izlenmektedir. Ancak bu arada herhangi bir HES projesi için yeterlilik belgesine sahip ÇED raporu sarti aranmamaktadir. Bu durum ÇED sürecine altlik olusturan projelerin dogrulugunun sorgulanmasini gerektirmektedir.

Bölge açisindan oldukça önemli ÇED raporlari proje yerinde inceleme yapilmadan masa basinda olusturulabilmektedir. ÇED raporlari sadece dosyada olmasi gereken bir doküman olarak degerlendirilmemeli tüm hidroelektrik santraller için gerçek anlamiyla uygulanmalidir.

HES’lerin maddi getirileri hakkinda bizler sürekli bilgi bombardimanina tutulurken, çiftçinin ve doganin ugradigi kayiplari asla hesaba katmayan su/enerji sirketleri ve destekçilerine karsi Çiftçi Sendikalari Konfederasyonu (ÇIFTÇI-SEN) öncelikle suyun yasama hakkini savunur. Ürüne su bulmayi-tasimayi degil, yagis rejimine uygun bitki üretimi ve hayvan yetistiriciligini benimser. Su, serbestçe alinip satilabilecek özel bir mülk olamaz. Tüm canlilarin dogal hakki olan su ortakça kullanilmalidir. Su kullanilabilir ama ona sahip olunamaz.

ÇIFTÇI-SEN;

• Suya bagli yasayan tüm canlilarin suyu kullanma hakki korunamayacagi için,
• HES’ler tarimsal üretimi azaltacagi ve çiftçilere yoksulluk ve yoksunluk getirecegi için,
• Tüm olumsuzluklara ragmen tarimsal üretimini devam ettirmeye çalisan çiftçinin durumu, kullanim hakki su/enerji sirketlerine verilen sudan bahçesinde, tarlasinda yararlanamayacagi, hayvanini sulayamayacagi için daha da zorlasacagi için,
• Hayvansal üretim için gerekli olan meralar, bitkisel üretim için gerekli olan tarim arazileri tahrip edilecegi veya istimlak yoluyla çiftçilerin elinden alinacagi için,
• Borularin veya tünellerin içine alinacak sular nedeniyle yer alti suyu yeterince beslenemeyecegi, iklim degisecegi, buna bagli olarak tarim arazilerindeki nemin azalacagi ve verimlilige büyük katkisi olan yaban hayat ile toprak canlilari yasayamayacagi için,

yasam savunuculariyla birlikte mücadelesini sürdürecektir.

Unutulmamalidir ki;

Dogaya verilen zarar parayla giderilemez!
Dogaya verilen zararin geri dönüsü olmaz!

Abdullah Aysu / Çiftçi-Sen Genel Baskani
Ali Bülent Erdem / Çiftçi-Sen Genel Sekreteri


ÇIFTÇI / SEN
3/13/2013

« Geridön