Kamagra 100 mg kamagra 100
Generic Cialis Uk Kamagra Oral Jelly Uk Generic Viagra Uk Viagra Online Uk Cialis Online Uk Cheap Kamagra Uk
BAŞARI ÖYKÜLERİ
Abdullah AKTAS

“Abdullah AKTAS, köyümüzde ilk ögretmen olanlardan ve köyde ilk ögretmenlik yapanlardan. Görev yaptigi süre içinde ögretimin yani sira egitime de önem vermesi, gençleri spora ve sanata yönlendirmesi idealist bir ögretmen oldugunun, günümüzde dershanelerin yaptigi isi karsiliksiz olarak yapmasi da O’nun gerçek bir egitim gönüllüsü oldugunun göstergesi”   

Ben 1934 dogumlum. 1940 yilinda 6 yasimdayken babami kaybettim. 1941-1942 Yilinda ilkokula basladim ve 1947-48 ders yilinda ilkokulu bitirdim. O zaman ögretmenimiz vardi, Yasar SENER. Ben fakir bir ailenin çocugu oldugum için okuma imkanim yoktu. Köy Enstitülerinden okul müdürlüklerine bir yazi gelmisti, isteyenler imtihana girecek, kazanirlarsa Hasanoglan Köy Enstitüsüne gidebilecekti. Günü ve tarihi belli idi. Nallihan’a gittik. Sonradan ögrenmis oldugum birkaç ögretmen ve Enstitü müdürü bizi imtihan ettiler. Neticesinde kazandigimi söylediler. Hasanoglan’a bu sekilde kaydimi yaptirmis oldum. Üç sene orada kaldim. Daha sonra bir imkan dogdu. Müzikle daha çok ilgileniyordum. Müzik ögretmenim üçüncü siniftan sonra Istanbul Çapa Ögretmen Okulu’na durumu iyi olanlarin seçilip gidebilecegini söyledi. Nitekim Müzikten ben, Resim’den de bir arkadasim seçildi. 1951 Yilinda Hasanoglan Köy Enstitüsü’nden, Çapa Ögretmen Okulu’na bu sekilde gitmis oldum. 1954 Yilinda da burayi bitirdim. Aslinda Gazi Egitim’e devam edebilirdim. Fakat maddi yokluk sebebiyle hemen meslege atilmak zorunda kaldim.  

Kizilcahamam’in Güven Nahiyesinde bir sene çalistim. O esnada hanimla tanistim ve dügünümü yaptim. Ayni ilçenin Akdogan köyünde ögretmenlik yaparken, bir gün Jandarmalar geldi. Acele askere sevkiyatim istenmisti. Hemen palas-pandiras yedek subay okuluna gittim. Orayi bitirdikten sonra Istanbul Rami’de askerlik görevimi Astegmen olarak yaptim ve daha sonra kendi köyüme yani Karaköy’e geldim. Karaköy’de iki sene ögretmenlik yaptim.  

Bu arada “Karaköy Kalespor” adli spor klübü kurduk. Ben, Sener, Haci Yüksel, Hassün Özcan, Hamdi Özcan, Fahri Orhan, Mehmet TASEL, Hulusi ILTEMIR. Genellikle gençler köyden bu müsabakalara katilirlardi. Birde hakemimiz vardi, rahmetli Ömer. Çok güzel hakemlik yapardi. ALLAH Rahmet eylesin diyorum ve O’nu rahmetle aniyorum. Çok basarili bir arkadasti. Nallihan ve Beypazari spor klüpleriyle futbol ve voleybol karsilasmalari yaptik. Voleybolda hep yenmemize ragmen futbolda yeniliyorduk. O klübü gençlerimizin kahvehaneden kurtulmasi ve kendilerini spora vermeleri için kurmustuk. Hatta kurdugumuz tiyatro ile de hazirladigimiz eserleri, köyde ve Nallihan’da okullarin salonlarinda gösteriye sunduk. Bu sekilde gittikten sonra, gündüz futbol veya voleybol maçimizi yapar, aksam tiyatro gösterimize çikardik. Kazandigimiz parayla da otobüsümüzün kira parasini ödüyorduk. Bu sekilde köyde iki senem geçti.  

Yazin okulu açip, Ortaokul ve Lisede okuyan ve ikmale kalan çocuklari, hangi dersten kaldilarsa bila-meccane yani ücretsiz olarak çalistiriyordum. Okumaya gitmek isteyenlere aksamlari ev-ev dolasarak ödevler veriyordum veya onlar gruplar halinde çalisiyorlardi. Bana sorular hazirliyorlar, aslinda kendileri cevaplandirmaya çalisiyorlardi. Her aksam birinin evinde toplanirlar, bende onlari kontrol ederdim. 

Böyle çalismama ragmen bir gün bir baba karsima çikti. Çocugu sinifta kalmisti. Bana karsi hakarette bulundu. Bende hemen kararimi verdim ve baska yere tayinimi istedim. Bu sekilde köyümden ayrilmis oldum. Bir laf vardir “Köy danasindan öküz olmaz” diye. Bende öküz olamadigim için baska yere gittim ve orada öküz olmaya çalistim. 

 Gittigim köyde 8 sene kaldim. Bu arada yine bazi hadiseler oldu, mesela okulun isinmasi için köy çocuklarindan 2,5 lira para toplanirmisti. Benden evvelki ögretmen gibi ayni seyi uygulamaya çalistim. Sonra iki veli “Biz parayi verdik, gönderdik” dediler. Ben almadigimi ve çocuklarin getirmedigini söyledim. Bunun üzerine bazi sikayetlerde bulundular. Yani beni resmen sikayet ettiler. Bunun üzerine müfettisler geldi. Müfettislere aynen sunlari söyledim : “Eger suçum varsa Cehennemin dibine gitmeye raziyim, eger suçum yoksa 5 kurus para için bir-iki kisinin sikayetiyle bir devlet memuru buradan alinip baska yere gidemez, ben bunu ispatlayacagim”  dedim ve nitekim ispatlayip orada sekiz sene kaldim.  

Çocuklarin büyümesi ve Ortaokula baslamalari dolayisiyla Ankara’ya tayinimi istedim. Ankara-Hasköy’ e tayinim çikti. Birinci siniftan aldigim talebeleri Besinci siniftan mezun ettim. Bu arada hanimi da Almanya’ya isçi olarak gönderdim.  

Hanim beni Almanya’ya istek yapti, fakat beceremedi. Bende ikisi yaz tatilinde biride subat tatilinde olmak üzere üç sefer turist olarak Almanya’ya gittim. Orada Almanca bildigi için bir açikgöze, bana is bulmasi için 800 Mark para verdik ve isi de bulduk. Boyaci olarak istegimizi yaptirmaya basladik. Ben yine görevime devam ediyordum. Istek nihayet geldi ve ben su surette Almanya’ya gitmis oldum. Orada 6 sene boyaci olarak çalistim. Almancami ilerletmek için çesitli lisan okullarina gittim. Bütün Kaymakamliklara da dilekçe yazdim, “Ben Türkiye’de ögretmendim, burada da Ögretmen olarak çalismak istiyorum” diye. Fakat hepsi olumsuz cevap verdi. Nihayet altinci senenin sonunda Türkiye’ye izine gelmedik. Iznimi orada kullanip, tüm kaymakamliklari ve milli egitim müdürlüklerini teker-teker dolasarak, ögretmen olarak çalismak için ugrastim. Nitekim birinde yarim aylikli is bulabildim. Orasi beni alacakti, baska bir kaymakamligin tam aylikli birini aradigini duydum ve hemen oraya müracaat ettim. 1978 yilinin Aralik ayinda da Ögretmenlige basladim ve 21 sene Ögretmen olarak çalistim.  

Orada da sosyal çalismalarim çoktu. Türk Sosyal Demokratlari adli dernekte iki defa baskanlik yaptim. Çesitli Yönetim Kurulluklarinda çesitli görevler aldim. Vatandaslarimiza sosyal yardimlarda bulunuyorduk. Avukatlik danismanligi, Almanca kursu, Ingilizce Kursu, Almanlara Türkçe Kursu, Cam isleri (Vitray), Türk Halk ve Türk Sanat Müzigi korosu gibi çesitli sosyal etkinliklere katkim oldu. Baskanligim sirasinda, o kadar çok sik gittigimden dolayi, torunum Ates alti yasindayken bana sunu söyledi : “Dede yatagini götür, nasil olsa her gün gidiyorsun, orada yat” dedi.

 Ögretmenlikte de bos durmuyordum. Alman okullarinda Noel tatili, Paskalya tatili gibi tatiller var. Bizim 23 Nisan tatilini orada da kabul ettirmek için çok çalistim. Velileri ikna ettim. Onlara” Bakin, biz bu tatilleri onlarla beraber kutluyoruz. Bizim ise bir tane çocuk bayramimiz var. Çalisin ve bu tatili onlara kabul ettirin, söz hakkiniz büyük” dedim. 1985 yilinda 23 Nisan’i çocuk bayrami olarak kabul ettirdik. O’gün bizim çocuklarla Alman çocuklar hiç ders yapmadan 23 Nisan’i bayram olarak kutladilar ve ben 1999 yilinda ayrilincaya kadar devam etti. Ben ayrildiktan sonra da her sey bitti. Bizim okulda alti tane Türk Ögretmen vardi. Bu is benden sonra bittigine göre baska bir sebep aramak lazim. Çalismanin neticesi böyle. 

Ben doktordan hiç rapor almazdim. Saat 8’de okul baslar, ben 7’de okulda olurdum. Almanlar buna çok dikkat eder, saatinden evvel isine geleceksin, en geç saatinde isinin basinda olacaksin. Rapor almadigim için okulda tutuldum ve isim yaptim. Bana karsi bütün ögretmenler saygiyla davranirlardi. Hiç hastalanmama ragmen, 1998 yilinda rahatsizlandim. Doktora gittigimde Kalp’ten By-Pass olmami söyledi. Hemen kabul ettim. Bunun üzerine doktorum hastaneye telefon açti ve 27-Temmuz-1998 günü bana ameliyat günü aldi. Baska bir doktorun yaptigi muayenede bacaklarimdaki damarlarda tikaniklik oldugu ortaya çikti. Hemen hastaneye sevk ettiler. Orada bir hafta kadar kaldim. Özel sigortali oldugum için hastaneden beni birakmak istemiyorlardi. Amaçlari benden daha çok para kazanmakti. Bir Fransiz hastenesiydi. Bacaklarimdaki tikali damarlari açtilar ve birde anjiyo yaptilar. Oradan kavga-dövüsle ayrildim. Çünkü By-Pass ameliyatima çok kisa bir zaman vardi.  

Ameliyat günüm geldiginde, özel sigortali oldugum için ameliyatimi Almanya’nin bir numarali Profesörü Herr Hetzel ve Profesör yardimcisi beraber yaptilar. Ameliyat 9,5 saat sürdü. Aksam yardimci profesör bana gelip her seyi kendi istegimle kabul ettigime dair belge imzalattirdi. Hatta “Ameliyattan sonra sana narkoz vuracagiz, narkozdan sonra seni uyandirmaya çalisacagiz, uyandiginda bize bir hareket yap, bir seyler söylemeye çalis” diye telkinde bulundular. Bende ameliyattan sonra beni uyandirmaya çalisirlarken hafif bir tebessümle uyandigimi hissettirdim. Hanimla büyük oglum Atilla gelmisti. Ameliyat hiç aklimda degildi. Canim su çekti. Demekki susamisim. Dogrulmaya çalistim. Hemsire “Aman dogrulma, kalkmaya çalisma, ne istiyorsan biz sana veririz” dedi. Getirdikleri suyu içtim. Birkaç gün yogun bakimda kaldiktan sonra, tek kisilik normal odaya çiktim. Hanim her gün sabah 8’den aksam 8’e kadar yanimda kaliyordu. Burada bir aydan fazla kaldim. Özel sigortam bana her gün için 100 mark ödüyordu. Ben hastaneden çikmak istedikçe, doktorlar ve profesörler çikarmiyorlardi. Bir gün hanimla beraber otururken doktorlar kosturarak geldiler ve hanimi disari çikardilar. Meger odamda bagli oldugum cihazlara disaridan erisebiliyorlarmis, kalbimde bir sorun oldugu ortaya çikmis ve hemen bu sorunu düzelttiler. Ondan sonra hanim tekrar girebildi. Ameliyati atlattiktan sonra en az 6 ay okula gidemedim. 1999 Yilbasinda tekrar görevime basladim. 10 Agustos 1999 Yilinda da 65 yasimi doldurdugum için emekli oldum. Daha önceden de emekli müracaatim vardi. Türkiye’de 18 yil hizmetim olmustu. Almanlar Türkiye’yle karsilikli yazisarak çok güzel takip ettiler ve ayni anda Türkiye’den de emekli oldum. 27 Yil Almanya’da 18 Yil Türkiye’de olmak üzere toplam 45 yil hizmetim var. Buna talebeligim dönemimde çalistiklarim dahil degil. Hatta Delikkaya Köprüsünde üçerden alti ay olmak üzere iki sene çalistim. Çok para da kazandim. Yevmiye 4,5 Liraydi. Iyi paraydi. Emekli olduktan sonra yazlari 6 ay Köyde,  kislari yine Berlin’e dönüyorum. Çünkü çocuklarim Almanya’da. Onlarin yaninda bulunmak istiyorum.  
 

M.DOGANÖZ : Bir egitimci olarak gençlerimize ne önerirsiniz ?

A.AKTAS :
Gençlere söylenecek çok sey var ama, sözümü tutarlar mi bilmiyorum. Eski gençler ile simdiki gençler arasinda daglar kadar fark görüyorum. Bu fark simdiki ögretmenlerle eski ögretmenler arasinda da var. Daha önce de söyledim. Yaz tatillerinde okulu açar, ikmale kalan talebeleri ücret almadan ders çalistirirdim. Simdi bu isi dershaneler parali olarak, para kazanmak için yapiyor. Aradaki farkimiz bu. Simdiki gençler de nasil olsa dershaneye gider, orada sorulacak sorulari ögrenir, imtihana öyle girerim diye bir yol tutturmuslar öylece gidiyorlar. Bu yol, yol degil. Simdiki gençlerde ne milliyetçilik, ne vatanseverlik, ne bayrak severlik, hiçbirini göremiyorum. Bize Köy Enstitülerinde komünist damgasi bastilar. Üstelik bunu iktidarda olan Demokrat Parti yapti. Ben hiçbir zaman komünist olmadim, olmamda. Türküm ben. Türk olarak kalacagim. “Ne mutlu Türküm diyene” diyenlerdenim. Atatürkçüyüm, Atatürk’ü çok severim, laf atanlara çok kizarim. Onun içinde rozetlerini ceketimin yakalarinda tasirim. Görsünler de yanimda kötü laf söyleyemesinler diye. 

M.DOGANÖZ : Türkiye’de egitim sistemi ögrenciyi mutlaka dershaneye yönlendiriyor. Eger bir ögrencinin böyle bir imkani yoksa ne yapmali ?    

A.AKTAS : Çalisirlarsa becerirler. Ben onlarin kazanacaklarina eminim. Almanya’da Türk çocuklariyla çok muhatap oldum. Türk çocuklari bizim bildigimizden çok zeki. Bunu gördüm ve yasadim. Türkiye’de de görüyorum. Baska bir ülkenin çocuklariyla kiyas ettiginizde bu farki açikça görebiliyorsunuz, ama çocuklarimizin elinden tutan yok. Burada da ayni. Devlet yapacak bu isi. Egitim sistemini degistirerek iyi bir egitim sistemi getirmesi lazim. Eski sistem bundan çok iyiydi. 

 M.DOGANÖZ : Köyde ögretmenlik yaptiginiz dönemde sivrilen talebe varmi ?

A.AKTAS :
Var tabii. Benim ögrencilerimden : Hüdayi ATASOY, Ibrahim COSKUN, Musa BASMAN, Sefik AKTAS, Hayati SENER, Idris ONAY. Bu arkadaslar benim aksamlari yaptigim çalisma grubunda olanlardi. Hepsi okudu ve hayatini kazandi. Beypazari ve Nallihan’da okuyan ve yaz tatilinde okulu açtigim dönemlerde ders çalistirdiklarim : Ramis ÖNDES, Haci YÜKSEL, Seval BASMAN,  Sezer ALBAYRAK.  

Kadi Nuri’nin kizi Zekiye köyde ilk ögretmen olan kisi. Yani ilk devlet memuru. Ikinci ben oldum. Selehattin ZORLU da üçüncü. Yüksek okul okuyordu o zaman. Biz üç arkadastik. Ben, Selehattin ZORLU ve Mehmet HAYDAS. Halen arkadasligimizi devam ettiriyoruz.  

M.DOGANÖZ : Köyün halini nasil buluyorsunuz ?


A.AKTAS :
Köyü önceden çok severdim. Evimi de köyü çok sevdigimden dolayi büyük paralar harcayarak yaptirdim. Simdiki aklim olsa asla yaptirmazdim. Köy halki çok degismis. Hani derler ya, balik bastan kokar, balik kuyruguna kadar kokmus durumda. Köylüler maddiyata yönelmisler. 30 Sene önce bizim sözümüz geçerdi. Simdi senet-sepet yapacaksin, verdigini alacaksin yada aldigini vereceksin. Sözler, insanlik ölmüs, maddiyat, para her seyin yerini almis durumda.   

M.DOGANÖZ : Bu kisir döngüden kurtulmak için ne yapmali ?


A.AKTAS :
Bu halde kurtulmak zor. Köyde birlik, beraberlik yok. Kimse kimseyi çekemiyor. Insanlik ölmüs. Ben kendi köyümde oldugum için böyle karar veriyorum, diger köylerde ayni durumda. Köyler de zaten bosalmis. Köyde kalanlar emekli oldugu için fazla çalismaya gerek duymuyorlar. Kimsenin de kimseye ihtiyaci yok. Onun ne çalisma var nede baska bir sey. Sadece gençlerden birkaç kisi var bu isi yürüten. Mesela baglar arginda su yok. Susuzluktan agaçlar, fidanlar, avarlar kurumus durumda. Ileriye dönük bir çalisma yok. Geride kalan torunlarina çocuklarina neler birakacaklar, bilemiyorum. Kuru agaçlardan yada bol-bol odundan baska bir sey birakamazlar. Meyvesini yiyecek bir agaç birakmazlar. Köylünün gözüne hitap etmek lazim, kulagina degil. Istedigin kadar anlat, dinlemez. Dinler gibi görünür. Meyve agaci söyle faydali, böyle faydali de, dinlemez. O’nu sen dik, görsün, yesin, hemen arkasindan kendi diker. 

Birde sunu söyleyeyim : “Bir bahçivan bir agaç yetistirir, meyvesini yemek için, bir ögretmen çocuk yetistirir, o’nunla gurur duymak için” . Ögretmenle bahçivan arasindaki fark bu. Ögrencilerimden güzel meslek sahibi olanlar var. Bunlarla karsilastigim zaman, koltuklarim kabariyor, onlarla iftihar ediyorum. Ama simdiki ögretim sisteminde, ögretmenle-ögrenci arasinda bu baglilik yok. Ögretmen okula gelip-gidiyor ve derse girip çikiyor. Ögrenci de zil çalinca derse giriyor, sonra çikip gidiyor. Sokakta gördügüm çocuklara arasira soruyorum. Ben ilkokulda faiz, oranti, geometri hesaplarini ögrenmistim. Simdi ortaokuu bitiren bir çocuk bile bunlari bilemez.


8/1/2005

« Geridön